SEALDREAM

SANATIN SONSUZLUĞA SELAMI-DÜŞLERİNE DOKUN-AMA BÜYÜSÜ BOZULMASIN
 
AnasayfaİNTROTakvimGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 SANATTA ÖZ VE BİÇİM

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 59
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: SANATTA ÖZ VE BİÇİM   Cuma Eyl. 25, 2009 11:13 pm

SANATIN ÖZÜ VE GEREĞİ

Sanatın oluşturulmasında öncelikle duygu ve istek gerekir. İstek, istenilen sonucun önceden tasarlanmasıdır. Sanat eserinin yaratımında, sanatçının yaptığı işten zevk alması da gerekli olanlardandır. Sanatçı bu zevk ile bir eseri yapma uğraşına yönelir. Ancak ilkel insanın, ilk yaratımlarında, bu zevki oluşturabilecek bir ilk sanat eseri yoktur. Bu durumda, olmayan ilk sanat eserinin zevkinden de söz edemeyiz. Ancak yaratım süreci ve sonrasındaki zevklerden bahsedebiliriz. İlk sanat eserinin oluşumunun bazı tesadüflerin yardımı ile gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Ernest Fischer, sanatın büyüden kaynaklandığını ifade etmektedir. Bu düşünce sanatın, büyü gibi toplumsal bir inanca bağlı oluştuğu fikrini de güçlü kılmaktadır. Aksi durumda sanat, bir toplumsal inancın ve toplumda kabul gören ortaklaşa varlıkların bağlılığında olmasa idi, korunması ve gelişmesi de gerçekleşemezdi. Korunmasızca, zaman içinde yok olup gidebilirdi. Tarihte sanat eserlerine karşı, İkonaklazma gibi toplumsal karşı koyuşlar ve bireysel saldırılar ortaya çıkmıştır. Ancak tahrip edilen ve yok edilen eserlerin yerine, yeni anlayışta çalışmalar ortaya konulmuştur. Yani sanatın ve sanatsal çalışmaların tümden yok edilişi söz konusu olmamıştır. Gerek bireylerin, gerek bireylerin oluşturduğu toplumsal değerlerin sanat eserine ihtiyacı, sanat eseri ile ilişkisi hep var olmuştur. Bu ilişki sanatın özü ve gereğinin çok özel bir yanını ifade etmektedir.
Sanatın özünü konularının içindekiler, temalar, anlamlar, oluşturmaktadır. Dışsal ve somut olan konu içinde çok farklı içsel temaların yer aldığıdır. Aynı konuyu işleyen sanatçıların temalarındaki farklılıklar, sanatın özündeki hassas noktaları işaretlemektedir. Bu noktalar bize tema ile konu ayırımını vermektedir. Konu aynı kaldığı halde, işlenişindeki farklılık ve sanatçının konuya değişik bakış açısından yaklaşımı bazen “aynı konu mu?” diye düşünce üretmemize bile neden olabilmektedir.

Toplumsal değişimler ve sanatçının içinde bulunduğu dışsal ve içsel baskı unsurları, eserin konu ve temalarını belirleyen önemli özelliklerdir. Eski Mısır’ da gerçek yaşamın bu dünyada değil öteki dünyada olduğu, gerçek evin de mezarlar olduğu, bu dünyadaki evlerin birer misafirhane olduğu toplumsal değer olarak vurgulanmıştır. Yapılan törenlerde ve eğlencelerde bir ölünün mumyalanmış vücudu insanlar arasında dolaştırılmakta ve her koşulda ölüm insanlara hatırlatılmakta idi. Firavunlar yeryüzündeki Tanrılar olarak kabul ettirilmişti. Bu nedenlerle Mısır’ da her biri tonlar ağırlığında ve dağ görünümünde piramitler şeklinde tanrılara yakışır mezarlar yapılmıştır. Keops piramidi 30 yıllık bir çalışma sonunda, her üç ayda bir değiştirilen 4000 işçinin çalışması ile on iki milyon insanın emeği ile ortaya çıkarılmıştır. Bu piramitlerin önlerine kayaların yontulması ile sfenks denilen, insan başlı - hayvan vücutlu heykeller, büstler konulmuştur. Çok büyük boyutlu yapılan insan heykelleri, hareketsiz durumda, ölü bir yüz ifadesine sahiptir. Sanki yaşayan insanların taş kesilmiş, donmuş heykelleridir bunlar. Bu sonuçlar sürekli dış ve dolaylı olarak da iç baskı altındaki Mısır insanının, sanki yaşayan ölüler gibi olan ruh durumlarının esere girmiş biçimleridir.

Asur ve Babil sanat eserlerine bakıldığında, kanatlı boğa ve aslan tipleri görülmektedir. Dört ayaklı, yarısı hayvan ve at görünümünde; baş, el ve omuzları insana benzeyen sfenksler yapılmıştır. Bu ayrı çağlarda yapılan heykellerin zamanının disiplinli düşünce akımlarından etkilenilerek ortaya çıkarılmış olduğunu ilk bakışta düşünebiliriz. Mısır sfenkslerinde görülen durgun ve hareketsiz yapı, Asur ve Babil sfenkslerinde değişmiştir. Yapılan kanatlı boğalar, kanatlı aslanlar hareketsiz ve yere yatmış değildirler. Ayağa kalkmış sırtındaki kanatları ile durmaktadırlar. Sanki uçmayı düşünmelerini ifade etmektedirler. Asur insanı ile Mısır insanının yaşantısındaki farklılıklar sanat eserlerindeki farklı ifadelerde görülmektedir.

Sanatsal çalışma, görünen dünyanın etkilerinin algılanıp, sanatçı kişiliğin bu algı üzerindeki etkisiyle sürmektedir. Algı duyumlarla ilgilidir. Duyumlar ise dış dünyanın tek tek etkilerini vermektedir. Algılar ise, bu duyulara dayanarak bir algı dünyası kurar. Böylece algı, nesnelere anlam verme çabasını başlatır ve onları anlamlı bir bütün olarak kavrar. Bu algı eyleminin gerçekleşebilmesi için, “ben” dışında bir güce ihtiyaç vardır. Bu, sanatsal yaratım denen özdür. Bu öz ilk sanat yaratımından beri, değişmeden var olan ve aynı kalandır.

Sanatı oluşturan öz, varlıkların, bireylerin, toplumsal ilişkilerin, her türlü yaşamın anlaşılmaz yanlarından güç alarak gelişir. Her şeyin anlaşıldığı ve matematiksel kesinlikte izah edilebildiği bir dünyada, sanata çok fazla gerek kalmazdı. Sanatın büyüsü, insanlara ait tüm değerleri kucaklayabilen ve matematiksel olarak izah edilemeyen, duyulara seslenen gizeminde, sonsuzluğundadır. Yaşamda, insan ilişkilerinde açıklaması ancak sembollerle ifade edilenler var oldukça, sanat da, var olma sebebini ve varlığını sürdürecektir. Sanat, bazen “ben” in, bazen de “ben olmayan” ın özüne ve anlaşmazlıkların derinliklerine doğru sonsuz yolculuğuna devam edecektir.

Sanata ve Sanat Kavramlarına giriş. Ahmet Şişman. Yaz yayınları, İstanbul 2006
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 59
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: Geri: SANATTA ÖZ VE BİÇİM   Cuma Eyl. 25, 2009 11:15 pm

Biçimden kasıt ne, özden kasıt ne? Bence sanat sanatçının özgür iradesinden ibaret olabilmelidir. Toplumsal açıdan yorumlanamaz. Kilisenin Michelangelo'ya verdiği görevlerin sanatçının becerisiyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Dünyanın en gerçekçi heykellerini ve en güzel tavan süslemelerini yapmış olması hıristiyanlıktan ötürü değil sanatçının algısıdır. Kaldı ki, Michalengelo'nun dehası onu baskıdan soyutlamıştır bu konuda bir nebze. Ancak yapıtlarının güzelliğinin toplumsallıkla ilgisi yoktur inançla da.

Sanatçının içinde bulunduğu toplumu ifade etmesi derken buradaki ana kişi sanatçıdır, onun özgürlüğüdür toplumun ortak değer yargıları değil.

Öz ve biçim konusuna gelince bu bana göre tamamen skolastik bir tartışmadır her ne kadar akademik görünse de. Çünkü, öz yamni içerik denilirken bunun belli form dahilindeki sunum biçimi de biçim konusuna girer. Sonuçta bir plastik sanat icracısının belli bir çerçevesi vardır,dolayısıyla bir şairin de duyguların mezcaz ifadelere bağlı başka bir çerçevesi vardır. Eğer biçim ön plana alınırsa ortaya çıkan ürün genellikle moda halini alacaktır. Müzikte ve sinemada biçimi öne alırsak belli sunum ekollerinin çerçevesine sıkışırırız içerik yaratıcılığı zarar görür. Diğer sanatlarda da böyle ama ben müzikten örnekle hareket edersek belli bir tarzın ana temada kullanılma zorunluluğu bir süre sonra kısırlaşmaya neden olmaktadır.

Peki içeriği yani öz ü temel alırsak ne olur biçimi boş verip? Bu seferde sanatçıya ideoloji yükleme sorunuyla karşı karşıya kalırız. İçeriğin herkese göre değişen bir yansıması vardır dolayısıyla önemli olan içeriğidir der isek bunun biçimi hiç önemli olmayacağı için yaratıcılık yine zarar görerek sanatın entellektüel kalıplara sıkışması sorunuyla karşı karşıya kalırız. Bu ister iyi amaç olsun farketmez çünkü belirleyici öğe anlam olmuştur ve bu anlam öznel olduğu için, eserlere temel alındığında dayatmaya dönüşürek biçimsel farklılıkları içerik sorgulamasıyla devre dışı bırakıp dışlayabilir. Oysa o biçim farklılığı başlıbaşına bir içerik anlamı, bir bakış açısı taşıyabilir.

Aynı şekilde içerik de kesin dille merkeze alınamaz. Örneğin bir ressam görünüşte ve içerikte mitolojiyi veya bir dönemdeki dini olayın tasvirini sunmuş olabilir. Ancak bu tematik içerik böyle olsa da araya serpiştirdiği biçimsel imgeler ve figürlerin ifadelerine verdiği biçimler ile aslında başka bir şey anlatmış da olabilir. Yani örneğin her gördüğünüz crucifixion temalı resimde anlatılan şey din değildir.

Dolayısıyla bana göre içerik ve biçim birbirinden soyutlanabilir değildir bunlar bir araya gelebildiği oranda sanatçının ifade alanını genişletip, koşulların dışına çıkarak özgürlük alanı yaratabilir. Yine bana göre dahi dediğimiz sanatçılarda her ne kadar çoğu belli ekollere dahil edilseler bile bu iki özelliği en iyi şekilde birbiri içinde eritebilmiş olanlardan çıkmış olduklarını düşünüyorum şahsen.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ÖZGEYLANİ
Süper Modoratör
Süper Modoratör
avatar

Mesaj Sayısı : 603
Kayıt tarihi : 24/07/09
Yaş : 59
Nerden : MERSİN-TOROSLAR İLÇESİ

MesajKonu: Geri: SANATTA ÖZ VE BİÇİM   Cuma Eyl. 25, 2009 11:17 pm

SANATTA ÖZ VE BİÇİM SORUNU



Öz ve biçim sorunu, edebiyatın ya da geniş anlamı ile sanatın eski bir problemidir. Hatta bana öyle geliyor ki, bu sorunu daha da genişletebiliriz: Felsefe alanında “madde-mâna”, “benen-ruh”, “fiil-kelam ya da kal” vb. ne demektir? Bana öyle geliyor ki bunların hepsi aynı kapıya çıkar. Bir kez madde aleminde düşünelim: Eski deyimle şekil yeni deyimle biçimsiz bir cisim var mıdır? Doğada her cismin her maddenin bir biçimi vardır. Bunun gibi eski deyimle mana yeni deyilme anlam aleminde “özsüz biçim” olamaz gibime gelir. Burada öz ve içerik ilişkilerini düşünmeli. Ben özden içeriği anlayırom. Bu da her kavram ya da kavramlar gibi zaman ve mekan koşulları içerisinde yer alır. Diğer konular gibi bu konuyu da sınıflar üstü bir konu imiş gibi ele alabilir miyiz? Bana öyle geliyor ki: Hayır. Bu konu bizi daha ötelere de götürebilir. Sınıflarüstü bir sanat var mıdır? Gene bana öyle gelirki: Yoktur. O halde “öz ve biçim” sorununu da sınıfsal açıdan ele almak zorundayız: Estetik bir sosyal değerdir ve onun bir muhatabı vardır. Estetik aynı zamanda bir değer yargısıdır da. Her sınıftan insanın ayrı değer yargıları olduğuna göre ayrı bir estetik anlayışı da vardır. Bazı kimseler diyorlar ki; Yahya Kemal da iyi şairdir. Nazım Hikmet de iyi şairdir. Bu yargı doğru mudur? Bana öyle geliyor ki bu değer yargısı yanlıştır. O halde az çok ün yapmış ve adı ilericiye çıkmış bir kimse ya da kimseler nasıl öyle bir yargıya varıyorlar? Kanımca bu konunun açıklaması şöyle yapılabilir: Toplumumuz bir geçiş toplumudur. Bundan ötürü ülkemizde henüz kesin sınıf mevzilenmesi oluşmamıştır. Ayrıca günümüzde sanatçıların büyük çoğunluğu küçük burjuva kökenlidirler. Bunlar kendilerini ilerici hatta devrimci olarak görebilirler. Bu, sorunda bir değişiklik yapmaz. İlericilik, devrimcilik, sosyalistlik sübjektif bir değerlendirme ile ortaya çıkmaz. Ancak objektif bir durumla meydana çıkar. Bir örnek vereyim: Bir ülke ki henüz devrimci partisini net olarak ortaya çıkarmamıştır. Bu parti dıştan burjuvazi ile savaşarak içte çeşitli sapmalarla savaşarak doğar ve gelişir. O zaman devrimcilik bireysel bir yargı olmaktan çıkar. Ojektif bir yargı, hatta deyim yerindeyse partisel bir yargı biçimine bürünür. Yani parti devrimciliğin denek taşı olur. Ne yazık ki bugün bu durumdan henüz yoksunuz.

Bu sözlerim elbette ki, parti adamları, sanatçıları güder ya da yönlendirir anlamına gelmez. Bu sözler, belli bir toplumun partisel durumunun saptanmasından başka bir anlama çekilmemelidir. “Parti ve sanat” konusu ayrı birşeydir ve doğaldır ki, bu yazının konusu değildir...

Ayrıca bir yerde sosyalist rejim kurulur kurulmaz insan burjuva değer yargılarından kurtulur gibi sekter birtavır almak da olanak dışıdır. Sosyalist birtoplum da çeşitli aşamalardan geçer. Bu da yetmez çünkü dünyada kapitalist devletler varoldukça bu ortak değer düşüncesi de bir nisbet dahilinde sürer gider. Konuyu dağıtmamak ve genişletmemek için derinliğine ayrışımlardan (tahlillerden)sakınıyorum.

50-60 döneminde “anlamsız şiir” sorunu ortaya atıldı. Ve bu kurala göre çeşitli şiirler hatta çeşitli kitaplar yazıldı. Sonra öyle aşırı biçimlere büründü ki en sonunda anlamsızlıkkonusu günlük konuşmalara bile aktarıldı. Hiç unutmam, bir arkadaşım vardı. Kendisi de değerli bir sanatçıydı. Birlikte gezip tozup yol ayrımına geldiğimizde kendisine sorardım: Ne diyeceğiz şimdi? Bana cevap verirdi: Geceler diyeceğiz diyordu. Geceler geçer diyerek ayrılırdık. Akradaşım ayrılırken kendisine iyi geceler, dememe izin vermez, buna kızardı. Oysa geceler pekala iyi geceler’i çağrıştırdığı gibi bu deyimler aynı sahnede de geçerdi, ayrılık sahnesinde de. Sonraları bu akım da her yapay akım gibi kısa zamanda tarihe karıştı.

Bu akım bana Rebonzon Kruzo’yu hatırlatırdı her nedense. Robenson Kruzo bir ıssız adaya çekilmekle güya kendisini toplumdan koparıyordu. Bu akradaşlarda tümceyi sağa sola kıvırarak ya da tümceleri kısaltarak alışılmış dilden kopableceklerini sanıyorlardı. Oysa bu tam tamına bir aydın bunalımından başka bir şey değildi. Zaten sanırım ki anlamlı olsun anlamsız olsun şimdiye dek sanat adamlarımız bize bu akımları Fransa’dan getirmişlerdir. Sanırım ki bu “anlamsız şiir” konusunu da orada epey eskidikten sonra bize yeni “taam” gibi sunuluyordu...

Yalnız özsüz biçim olamayacağı gibi değerlere bağlı olmayan zaman ve mekan üstü öz ya da içerik de olamaz. Örneğin günümüzde ve toplumumuzda her türlü cambazlık yapılarak kölelik rejimini konu alan ve bunu savunan bir sanat yapıtı sanırım ki gerici çevrelerde bile yüz bulmaz. Hatta feodalizmi konu alan bir sanat yapıtı için bile aynı şey söylenebilir. Çünkü gericilik ve ilericilik de oransal ve görece bir kavramdır. Köleci rejimin gericileri ile devrimcileri, feodalizmin gericileri ve devrimcileri ayrı olduğu gibi kapitalizmin de gericileri ve devrimcileri ayrıdır ve her birisi ayrı bir kategoride yer alır. İlerici çevrelere hitap eden birsanat yapıtı 50-60 dönemini bile savunamaz ki o kadar kısa bir zaman aralığı olduğu halde.

Sanat sınıfsal olduğu gibi her zaman ilerici ya da gerici de olamaz. Tarihte hangi sınıf devrimci bir atılımla sahneye çıkarsa onun sanat da dahil bütün oluşturmak istediği kurumlar da devrimci olmak zorundadır bir zamana dek. O sınıf, devrimci atılım da başarı kazanıp rejimini kurduktan sonra zaman içinde ve bir süreç dahilinde gerilmeye başlar ve yeni bir sınıf tomurcuklanmaya başlar ve kurumlarını yaratmaya çabalar. Eski devrimci sınıf bütün kurumlariyle (sanat dahil) geriye çekilir, büzülür ve savunma durumu takınır. Bu savunma durumu takınan sınıfın kurumları ve bu kurumlara mensup kişiler yeni doğan kurumları (sanat dahil) kötülemeye çalışırlar. Ve her alanda bir ilericilik ve gericilik çatışması başlar. Doğaldır ki, bu geriçi kurumların tavrı ve terminolojisi temelde değişmemekle birlikte görünümde bir değişiklik gösterebilir, buna aldanmamak gerekir. Örneğin eskiden ilerici ama şimdi gerici bir karakter kazanmış bulunan sanat kurumunda savunma aracı olarak “sanat sanat içindir” terranesi ortaya çıkar. Eskiden devrimci olan şimdi gerici bir karakter kazanmış bulunan sanatın artık herhangi bir mesajı kalmadığı için “sanat sanat içindir” şiarı ortaya atılır. Bu ne demektir? bu şu demektir ki, yenici ve devrimci ve doğmakta bulunan sanat, mesajından vazgeçsin kelime oyunlarıyla biçim canbazlığı yapsın ve görevini yapamaz olarak egemen gerici sınıf çıkarlarına zararlı olmaktan çıksın. Burada sanat adeta zaman ve mekan üstü imiş gibi lanse edilerek ideolojik amaçlar saklanmaya çalışılır. Açıktan devrimci sınıfın devrimci sanatı mesaj yayınlamakta vazgeçsin derse zaten derhal küllah altındaki kel görünmeye başlayacağı için, sanat canmazlıklarıyle gerici sınıf ideolojisi maske altına alınmaya çalışılır. Oysa “sanat sanat içindir” dendiği zaman bu gerici sanat anlayışı bal gibi sanat yoluyla gerici mesajını ileterek ideolojik ve hatta çok alerjik göründükleri politik bir misyon yapmış olurlar. Şimdi “sanat sanat içindir” diyenlerin öncüleri, kendilerine karşı bu anlama gelebilecek formüller, yenmek istedikleri sınıfın sanat kurumu mensupları tarafından ileri sürüldüğü zaman bunu redederek sanatın devrimci olduğunu söylediklerini tarihi karıştırarak anlayabilirsiniz. Ama ezeli ve ebedi bir kategori yeryüzünde bulunmadığı için bu kez onlar eski dinin gerici sınıf sanatçılar ıtarafından kendilerine karşı ileri sürülmüş bulunan küflü silahları alarak yeni doğmakta bulunan devrimci sanat mensuplarına yöneltirler...

Bilim alanında da sanat alanında olduğundan ayrı birşey ileri sürülmez. Gerici sanat mensupları gibi gerici bilim mensupları da aynı silaha sarılırlar. Onlar da “bilim bilim içindir”anlamına gelebilecek martavallar ileri sürerek böbürlenirler ve kendilerine yöneltilen her savı “politik”, “banal”, “bilim dışı” vb. gibi safsatalar ileri sürerek, burun büker, gerdan kırararlar ve böylece görevlerini yapmış insanların azametiyle caka satmaya kalkışırlar. Bütün bunlar gizlenmek istenen bir sınıf korkusunun işaretlerinden başka bir şey değildir.

Ya politika alanı. Bu alanda da aslında değişik olmayan şeyler ileri sürülür. Bunda taktik şudur: Burjuva politikacıları politikayı herkese yasaklamaya çalışırlar: Talebe dersine çalışmalıdır. İşçi fabrikadaki işinin başına gitmelidir. Memur zinhar, politikaya karışmamalıdır. Esnaf ve zanaatkar tezgahının başına gitmelidir. Hasılı yalnız birkaç burjuva temsilcisi sözde aydın kimse politika ile uğraşmalıdır. Zira büyüklerimiz bizden daha iyi ve bizden daha çok bizi düşünürler. Gece gözlerine uyku girmez, hep yurt ve ülke sorunlarıyle kafa patlatırlar hikayeleri yaydırılmağa özen gösterilir. Hele tehlikeli alanlarda bunların günlerce gecelerce uyku uyumadıkları martavalları etrafa özenle yayılmaya çaba gösterilir. vb. vb.

Ama zamanla politika, bilim ve sanat alanlarında bu mavallar sökmemeye başlayınca daha önceleri bu manevi misyonlara paralel olarak yürütülen polisiye tedbirler büsbütün kabartılır, şişirilir ve etrafa dehşet saçılmaya başlar. Keller bütün kakülleriyle birlikte gün ışığına çıkar. Manevi silah çakar almaz duruma geldikçe maddi silah şiddetlendirilir. Ve bu, böylece sürer, ta ki tarihin devrimci altılımını yapmak üzere sahneye çıkan sınıf, savaşı kazansın.

Gericiler ve ilericiler bütün alanlarda mücadele halindedirler. Sorun gerici sınıfların “iğva”larına gelip zaman yitirmemekte yatar. Çünkü bütün bu gerici iddialar sadece “mel’unca”sına ileri sürülmez, bazan da “içtenlik”le bu savlar ileri sürülür. Amacımız bu ikinci kategoriye giren iyi niyetlileri uyarmak olmalıdır her alanda. Çünkü gözümü arkaya çevirip maziye bakınca ne çok iyi niyetlinin ne çok zaman tökezlediklerini görür gibiyim. Bu tökezlenenlerin çoğu bugün devrimci sanat, bilim, politikanın en ön saflarındadır ve buna çok seviniyorum. Örneğin dün “kinci yeni” akımı içerisinde yeralan birçok gençleri bugün devrimc isanat dergilerinde imzalarını görerek sevindiğim gibi biraz da üzülüyorum, çünkü epey zaman yitirildi bu arada. Özellikle büyük burjuvazi tarafından küçük burjuva kökenden gelen aydınların gözleri önüne dikilen perdeyi çarçabuk yırtıp atmak gerekir gene zaman yitirmemek için. Artık bu küflü konularla uğraşıp zaman yitirmemeli, devrimci sanat kuralları ortaya atılmalı ve devrimci sanat yapıtları vermeye çalışmalıdır. Elbet geçmişte devrimci kurallar ortaya atarak bunlara göre devrimci sanat yapıtları verilmiştir. Bu devrimci mirası ele alıp nicelik ve nitelik yönünden zenginleştirmelidir. Bu konuda devrimci eleştirmenlere büyük görevler düşmektedir. Devrimcilere başarılar her alanda.
Edip Karahan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: SANATTA ÖZ VE BİÇİM   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
SANATTA ÖZ VE BİÇİM
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
SEALDREAM  :: RESİM VE HEYKEL :: ÖZ VE BİÇİM-SANATSAL YARATMA,ESER VE SANATÇI TANITIMI-
Buraya geçin: